Perşembe, Aralık 7, 2006 · Kategori: GENEL

40 Yaşındasın

                          40 Yaşındasın

 

Rahmetini umarak
Günahkar bir dille;
Allah Azze ve Celle

Ya Rasulallah,
Âlemlere rahmet hayatın geçiyor kalbimizden,
Kalbimizden seyrediyoruz seni.

İşte
Bir yaşındasın,
Beni Sa'd yurdundasın
Sana süt anne olmadı kadınlar
Bu yüzden dargın bulutlar
Bir damla yağmur indirmiyor
Kıtlık hüküm sürüyor Beni Sa'd yurdunda
Minicik bir bulut var gökyüzünde
Sana aşık...
Ayrılmıyor başucundan
Ve insanlar yağmur duasında...
Hz.Halime kucağına alıyor seni
Yüzünde bir gölgelik...Seni güneşten korumak için
Oysa minicik bulut gökyüzünde
Sana meftun, sana kilitli...
Ve dua eden rahibin kucağındasın
Dünyalar güzeli gözlerine bakıyor rahip
Kıtlığı da unutuyor, yağmuru da, duayı da
Ama sen unutmuyorsun
Uğruna canlarımız feda o gözlerinle gökyüzüne bakıyorsun
O minicik bulut ilişiyor bakışlarına
Büyüyor, büyüyor...
Sonra nazlı, nazlı yağmur damlaları iniyor buluttan
Fakat çoğusu bilmiyor yağmurun geliş sebebini
Çoğusu bilmiyor seni...

Altı yaşındasın
Medine-i Münevvere yolundasın
Yanında aziz annen ve Ümmü Eymen
Yetimliğini hissediyorsun baba kabristanında
Sonra yolda, Ebva'da öksüzlük karşılıyor seni
Mekke'ye annesiz giriyorsun
Abdulmuttalip bir başka seviyor seni
Ebu Talip bir başka seviyor

Ya Rasulallah
Mekke çocukları annelerine seslenirler miydi senin yanında
Onlar anne deyince sen yere mi bakardın
Mekke rüzgarları kaç gece gözyaşlarını taşıdı Ebva'ya
Kaç gece anne diye hıçkırdın
Efendim!
Senin yerine de anne dedik annemize
Senin yerine de baba dedik

Yirmi beş yaşındasın
Ve bambaşkasın
Kimse sana denk değil
Şefkat yayıyor kokun
Güven veriyor sesin
Sen Muhammed-ül Emin' sin

Otuz üç yaşındasın
Dalga dalga rahmet var

Otuz beş yaşındasın
Hadi gel bekletme yar
İniltiler çalıyor kapısını göklerin
Hadi gel bekletme yar
Sinesi çatlayacak Rasul bekleyenlerin...
Hadi gel ey Yâr!
Nurdağına davet var

İşte
Kırk yaşındasın
Hira Nur dağındasın
Cibril iniyor göklerden
Ve nokta nokta her yerden salat, selam yükseliyor
Sen kâinatın yüreğinden hasretle kopan ' Ah! ' sın
Karanlık gecelerimize sabahsın
Sen Nebiyullahsın
Sen Habibullahsın
Sen Rasulullahsın

Niye incittilerki seni sultanım
Niye işkence yaptılarki sana
Ebu Talip öldü diye mi bu pervasızca saldırılar
Himayesiz kaldın diye mi
Kabe'deki ağlayışın geliyor gözümüzün önüne
' Amca yokluğunu ne çabuk hissettirdin ' diyişin
Haremde namaz kılışın geliyor aklımıza
Başına pislikler saçılıyor
Başlar feda o mübarek başına
Nasipsizler sana bakıp nasıl da gülüyorlar
Biri koşuyor Mekke sokaklarından sana doğru
Biri koşuyor ama sanki yere inmiş Arş-ı Âla
' Bu koşan kimdir ' diye bir soru dolaşıyor boşlukta
Bu koşan kim?
Ve cevap veriyor biri:
Muhammed' in kızı Fatımatüz-Zehra
Velilerin anası...
Yüzünü gözünü siliyor biricik kızın
Sana yeryüzünde en çok benzeyen
Gülmesi sen, ağlaması sen
' Ağlama kızım ' diyişin geliyor aklımıza
Niye çıkardılar ki yurdundan seni
Himayesiz kaldın diye mi
Onlar bilmiyorlar mıydı seni himaye edeni
Seni yetim bulup barındıranı
Seni alemlere rahmet kılanı
Onlar deli diyorlardı sana, sen susuyordun
Mecnun diyorlardı, şair diyorlardı, sen susuyordun
'Seni bizim elimizden kim kurtaracak' diyorlardı
Sen,
Sen ' Allah! ' diyordun
Allah Azze ve Celle
Semayı haşyet kaplıyordu
Sen ' Allah! ' diyordun
Arş-ı Âla titriyordu
Bedir' de ' Allah! ' diyordun
Üç bin melek iniyordu alaca atlarda
Yüz yirmi beş bin sahabi:
' Anam babam sana feda olsun ' diyordu

Ya Rasulallah
Medine-i Münevvere sokaklarında yürüyordun
Neccar Oğulları'nın küçük kızları seni görünce
Sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi
' Beni seviyor musunuz ' diye sormuştun onlara
' Seni çok seviyoruz Ya Habiballah ' demişlerdi
Sen de:
' Allah biliyor ki ben de sizi çok seviyorum' demiştin
Bu gün yaşayan gençler var
Neccar Oğulları'nın kızları diğil belki
Ama seni onlar da çok seviyor
Gözyaşlarından belli ki seni canlarından çok seviyorlar
Senden başka kimseleri yok
Allah biliyor ki sen onları da çok seviyorsun

Altmış üç yaşındasın
Refik-i Âla duasındasın
Senin için siyah yünden çizgili bir cüppe dokunmuştu
Kenarları beyazdı
Onu giyerek ashabının yanına çıkmıştın
Ve mübarek ellerini dizine vurarak:
' Görüyor musunuz ne kadar güzel ' demiştin
Meclisinde bulunan biri sana seslenmişti:
' Anam babam sana feda olsun ya Rasulallah, onu bana ver '
Niye istemişti ki senden sevdiğini bile bile
İstendiğinde katiyyen ' hayır ' demediğini bile bile
' Peki ' dedin o zata
Ve sen yine yamalı, eski cübbeni giydin
Dostuna kavuşmana bir hafta kalmıştı
Aynı cübbeden yine yine diktirdiler
Ama giyinmek nasip olmadı
Haberler uçurmuştun Ebu Hureyre' nin diliyle:
' Benden sonra öyle kimseler gelecek ki, keşke peygamberi görseydik de ne malımız ne de evladımız olsaydı diyecekler '
Ve Hz. Enes ile paylaşmıştın özlemini
' Beni görmedikleri halde bana iman eden kardeşlerimi görmeyi çok isterdim'

Sultanım!
Ey Medine minberinde ' ümmeti, ümmeti ' diye hüznü giyen sevgili
Ey Mekke mihrabında alemler hesabına ' Allah! ' diyen sevgili
Bize lütfu ilahi bahşedilen kapına diz çöktük, bey' at ettik
Rabbinden bize ne getirdi isen amenna
Duyduk, itaat ettik

Ya Rasulallah
Sen hâlâ kırk yaşındasın
Ve hâlâ ümmetinin başındasın...

 

Dursun Ali Erzincanlı

Kalıcı Bağlantı Yorum (17) Yorum yaz!

Perşembe, Aralık 7, 2006 · Kategori: GENEL

ben böyle olmamalıydım

 
 
Ben Böyle Olmamalıydım

Ben, böyle olmamalıydım
İsmini duyunca, boynum düşmeliydi omzuma.
İçime bir ateş düşmeliydi
Ayaklarımın feri kesilmeliydi.
Kendimden geçmeliydim sonra...
Adını sayıklamalıydım, adımı unuttuğumda
Ama bunu kimse duymamalıydı,
Seni, mahşere kadar saklamalıydım.
Ben böyle olmamalıydım
Nisan akşamlarını ıslatırken yağmur
Bahar, şarkılarını söylerken karanlığa
Çalan her kapıya `sensin` diye koşmalıydım.
Ayak sesleri gelmeliydi uzaktan
Ben hep sana yormalıydım.
Gece yıldızlarını serpince göre
Seni görmek için uyumalıydım.
Şarkılar kime söylenirse söylensin
Sana diye dinlemeliydim.
Türküler dolmalıydı odama,
Ben bir selvi boylu yârdan ayrıldım deyince bir ses
Selvi boylu yâr sen olmalıydın
Kömür gözlüm ateşine düşeli
Senin için söylenmiş söz olmalıydı.
Bir mey yokluğuna ağlamalıydı delice
Bir keman, incecik çığlık olmalıydı
Ama bunu kimse bilmemeliydi,
Seni mahşere kadar saklamalıydım.
Böyle olmamalıydım,
Kelimeler Taif'i taşıyınca kulaklarıma
Daha yüzüme çarpmadan Taif rüzgarı,
Taşların izi çıkmalıydı yüzümde.
Uhud anılırken, dişlerine sızı düşmeliydi.
Haremde bir ikindi vakti
Kem gözler çevrilince sana
Ve vefasız eller uzanınca yakana
İçim daralmalı, nefesim kesilmeliydi.
Sen ötelere hazırlanırken,
Öteler senin için süslenirken,
Son kez baktığın pencerede hayal edip seni,
Perdenin son kez kapanması gibi,
Kapanmalıydı gözlerim.
Sonra içime doğru gerilip,
Seni bize lutfedenin ismini haykırıp,
'Allah(C.C.) ' deyip,
Düşmeliydim yere.
Ama bunu kimse bilmemeliydi.
Seni mahşere kadar saklamıydım.
Ve mahşer günü...
Uzaktan seni seyretsem.
Sana yakın olmak için can atsam.
Beni engelleseler,
'Sen kim yakınlık kim? ' deseler.
Ben ağlamaktan konuşamasam.
Gözlerini çevirsen bana.
'Benim cennetim bana bakan gözlerindir.'
Ve tebessüm etsen.
Ama bunu kimse görmese,
Seni ebede kadar saklasam.

 

Dursun Ali Erzincanlı

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Çarşamba, Aralık 6, 2006 · Kategori: GENEL

Gelseydin

                                         Gelseydin

 

Sevgili!
Ümmü Mektum gibi
Seni görmeden sana sesleniyoruz
Alıp verdiğin nefesi duyar gibi
Sanki açınca gözlerimizi
Seni görecekmişiz gibi
Sana sesleniyoruz.
Senin huzurunda ses yükselmez.
Edeple konuşulur; edeple susulur.
Hele biz ki bu kapının dilencileri,
El açıp beklemekten başka
Bize bir şey düşmezdi ama
Şu araya giren yıllar olmasa
Medine’ne uzak yollar olmasa
İsmin anılınca yürek yanmasa
Kapında beklemekten başka
Bize bir şey düşmezdi.
Bekliyoruz Sultânım!
Rüyada olsa bile
Belki teşrif edersin diye
Hem de hiç kimseyi beklemediğimiz gibi.
Seni bekliyoruz.
Gelseydin,
Bizim için cennet olurdu gelişin.
Gelseydin,
Saadetli asrından gönderdiğin selâmını,
'Kardeşlerim' deyişini
Birbirimize nasıl anlattığımızı görürdün.
Gelseydin,
Dolaşsaydın sofralarımızı,
Bir tabak fazla görecektin,
Bir bardak, bir kaşık fazla...
Ve sofrada bir yer boş,
Baş köşe! ..
Ola ki Sen(A.S.M.) lutfeder gelirsin diye.
Gelseydin,
Dolaşsaydın gecelerimizi,
O 'Kutlu Doğum' gecelerini,
Anneler görecektin.
Yeni doğmuşsun gibi,
Yeryüzünü yeni teşrif etmişsin gibi,
Mışıl mışıl uyuyasın diye
Seni sabahlara kadar
Hayalen ayaklarında sallayan anneler görecektin.
Sevgili!
Gelseydin,
Medine-i Münevvere'den dünyaya yayılan Ashabın gibi,
Eyyüb Sultan gibi,
Kab bin Malik gibi,
Bir fecir vaktinde,
Henüz yirmisinde yirmi beşinde,
Bırakarak yurtlarını ocaklarını,
Hedeflerine ilahi rızayı koyan,
Arkalarına bakmayı ar sayan,
Yiğitler görecektin.
Onlar senin yiğidin,
Elleri, o öpülesi elleri,
Kimbilir hangi memleketin zemheri soğuklarında üşürken,
Senin köyünün hayaliyle ısındılar.
Gelseydin,
Gecenin zifiri karanlığında,
Uykunun en tatlı aralığında,
Rabiatül Adeviyye gibi Rabbiyle başbaşa
Gençler görecektin.
Gözyaşı dökerken günahlarına,
Veysel Karani'den istediğin gibi,
İnsanlığa dua eden gençler görecektin.
Gelseydin,
Asr-ı saadet gibi olmasa da,
Koklanmaya değer güllerimiz vardı.
Yine senin ikliminde yetişen.
Ama sen gelseydin,
Dikenler bile gül kokardı EFENDİM(A.S.M.) ! ! !
Seninle göz göze gelmeden gizli gizli seni seyretmek...
Hz.Vahşi gibi...
Hani sen Hane-i Saadet'ten Mescid-i Nebevi'ye giderken
Aişe annemiz ardından hayran hayran bakardı.
Seni mescidin önünde bekleyen Ashabı'nınsa
Bakışları yerdeydi.
Edepten göz göze gelmezlerdi.
Sende(A.S.M.) tebessüle nazar ederdin.
Mütebessim çehreni bir Ebu Bekir(R.A.) görürdü,
Bir de Ömer(R.A.) ...
Şimdi okununca Ezan-ı Muhammedi
Pencerelerde, kapı önlerinde,
Seni(A.S.M.) bekleyen nemli gözler var.
Gelseydin,
Ve yürüyüp geçseydin önümüzden,
Gülleri bayıltan o enfes kokunu çekerdik içimize.
Sevgili!
Hakiki aşıkların sana doğru uçarken
Bizim bu yaptığımız yolda emeklemekti.
Dünya güzelliğiyle kollarını açarken
Bize düşen el açıp kapında beklemekti.
Sevgili!
Bekliyoruz! ...

:: Dursun Ali ERZİNCANLI::..

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Salı, August 1, 2006 · Kategori: GENEL

coca-cola'nın net karı israile....

Geçenlerde bir gazetede  okudum arkadaşlar

A.B.D coca-cola'nın 2006 net karını İsraile bağışlamış...

Demek ki Filistinde ve Lübnan da ölen her cocugun üstümüzde hakkı var...

bunu genelleme yapabilirsiniz..

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Pazar, Temmuz 16, 2006 · Kategori: GENEL

Pamuk Prenses Masalını Birde Kraliçeden Dinleyelim

Pamuk Prenses Masalını Birde Kraliçeden Dinleyelim

Daha yeni evlenmiştim Kralla. Saraya ilk girdiğim anda sevdim orayı.Hele o güzeller güzeli Pamuk var ya. O kadar kanım kaynadı ki o güzel kıza. Iki yıl önce genç yaşında kaybettiğim kızıma o kadar benziyordu ki.Kizimin yerine koymustum onu. Nereden bilebilirdim ki o guzel yuzun ardinda neler yattigini. Ilk birkac gun cok guzel gecti. Derken yavasyavas gercek yuzunu gostermeye basladı Pamuk.Babasinin yaninda bir melek oluyordu. O yokken ise hakaretlerin bini bir paraydi. ne cirkinligimi birakiyordu, ne aptalligimi.

Her yalnizkaldigimizda bana saraydan defolup gitmemi soyluyordu. Oysa nelerine goz yumuyordum onun. Avciyla aralarinda bir seyler oldugunu saraya ilk girdigimde anlamistim. Ama onu sevmiyordu Pamuk. Diger ulkenin
yakisikli prensine sirilsiklam asikti. Ve avciyi bir piyon olarak kullaniyordu. Kac kere karsima alip nasihat etmeye kalktiysam tersledi beni. Hatta bir keresinde tokat atmaya bile cüret etti. Ben yine gencligine cahilligine verdim. Sustum. Ve gunlerden bir gun olanlar oldu. Evden kacti Pamuk. Ne yapacagimi sasirdim. Aramadigim sormadigim yer kalmadi. Yoktu ortalarda.

Derken aksamustu kocam saraya dondu ve kizini sordu. Soyleyemedim kactigini. Kalp hastasiydi kocam nasil diyebilirdimki. Ona kizin bir arkadasina gittigini gece orada kalacagini söyledim. O anda oyle bir sey oldu ki butun dunya tepeme yikildi. Avci telasla iceri girerek " kralicem, aynen dediginiz gibi Pamuk Prenses'i oldurup size yüregini getirdim" demez mi. Ne yapacagimi ne diyecegimi sasirdim. Belli ki prensesin yeni oyunuydu bu. Daha bir sey soylememe kalmadan kocamin tokadiyla yere yigildim. Ve onu izleyen darbeler sonunda kendimden gecmisim. Gozlerimi actigimda basimda sadece hizmetciler vardi. Hemen kocami cagirmalarini istedim.

Anlatmaliydim ona gercegi. Ama ogrendim ki is isten gecmis. Kocam kizinin olumune dayanamayip kalp krizinden olmus.Yikilmistim. Ama simdi kendi derdimi birakip Pamukla ilgilenmem gerekiyordu.Artik olen kocamin yadigariydi o bana. Hemen avciyi cagirttim yanima. Biraz sikistirinca soyledi kizin yerini bana. Bir ormanda yedi cuceyle birlikte bir kulubede yasiyormus. Hemen mutfaga gecip sevdigi yemeklerden hazirlattim ona. Bir kac tane de elma aldim yanima, cok severdi elmayi. Hemen ormanin yolunu tuttum. Kulubeyi buldugumda hava kararmak uzereydi. Kapiyi caldim bir iki kez.Acan olmadi. biraz itince kapinin acik oldugunu farkettim. İceri girince ise bir baktim PAmuk yerde serilmis yatiyor. Mutfaktan agir bir gaz kokusu geliyordu. Elinde de bir kagıt vardi. Kagidi alip okudum.Prensden geliyordu, avciyla aralarinda bir iliski oldugunu ogrendigini ve artik onunla evlenemeyecegini yaziyordu.

Zavalli kiz da bunu okuyunca canina kiymaya kalkmisti. Telastan sepeti oldugu yere ativerdim. Hemen butun kapiları camlari acip kizi disari cikardim. sonra da prense haber vermeye gittim. Yoksa aynisini ikinci kez yapabilirdi. Prense olanlari anlatip yanima aldim. Prensesin yasadigi
kulubeye geldik.Kiz hala yerde yatiyordu bu arada cucler de donmus
onu o halde gorunce oldu sanip basinda aglasiyorlardi. Prens ve ben
usulca yanina gittik. Prens kizin yuzune egilerek alnina bir opucuk
kondurdu. Gazin etkisi yavas yavas gecmis kiz da kendine gelmeye
baslamisti. O anda butun cuceler kizin kendisine gelmesini prnsin
opucugune baglayip haykirmaya basladilar. Prensim cok yasaaaaaaaaaaa.Neyse muhim degildi. Pamuk kurtulmustu ya. Onemli olan
buydu. Pamuk gozlerini acar acmaz karsisinda beni gorunce haykirmaya
basladi. İste beni bu zehirledi. Az daha oldurecekti beni. Neye
ugradigimi sasirdim. Yerde dagiimis duran elmalar, kraliyete ait bir
sepet. ve prensesin asla yalan söyleyemeycek gibi duran masum yüzü bir
araya gelince kime neyi inandirabilirdim ki. hemen kosarak oradan
uzaklastim. Ve hala o kizin yuzunden lekelenmis adimi degistiremiyorum.
İste dostlar isin asli bu. Ama bu saatten sonra kim inanir ki
kotu kalpli kralicenin masum olduguna...

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

« Önceki ::